28 Ekim 2010 Perşembe




Çoğunluk ve Sonu

Altın portakal almış olması gidip görülmeli hissi veriyor bana sanki yeni bir nuri bilge ceylan la karşılaşma ihtimali benim için. Bu sektörü sadece medyadan takip ederek kaç filme bu şansı verebilirim ki. Çoğunluk çok güzel bir isim olmuş bu filme. İçindeki her olayı hikayeleştirip hepsinden bir öykü çıkartılıp sonu hep aynı bitecek bir film. Zaten karakterleri tanımlarken hikayeler kendiliğinden yazılabilir çoğunluk için. Sevgi ve ilgi bekleyen anne, en büyük görevi ailesi için para kazanmak olması ve gerisini aklına getirmeyen ve saatlerce konuşsan ikna edemeyeceğin ama kendisini iletişime açık hisseden baskın baba, baba baskısını sonuna kadar hisseden ama kabullenmiş ve deli kanını her defasında ehlileştiren asosyal apolitik erkek çocuk, doğudan gelmiş ve lüks jipiyle onu kuştepedeki evine bırakmaya giden bir erkekle evlilik hayali kurabilen, kurabildiği için de filmin en güçlü karakteri olan sosyoloji okuyan garson kız...

Ben haftaiçi öğle seansında izledim filmi. Sinema salonunu film başlayana kadar boş sanıyordum ki çalan telefonumu sessize almadan rahat konuşurum sandım. Kontrol etmek için baktığımda yaşlı bir çift, yirmili yaşlarında bir genç kız ve yüzünü göremediğim bir bayan hep birikte izliyorduk filmi. Film çok güzel bitti, tam anlamıyla hiç birşey olmamış ve süregelenin devam edeceğini çekirdek ailenin akşam yemeğini yediği sırada olağan birşekilde bitirerek...

Filmin bitmesiyle telefonu çalan ve konuşan gençkız arkadaşına hangi filmde olduğunu filmin adı yerine altın portakal alan film olarak söylemeyi tercih etti. Muhtemelen ben de öyle yapardım. Sonra filmin çok saçma bir şekilde hiç bir sonuca bağlanmadan bittiğini ve nasıl bu ödülü aldığını kendinden gerçekten emin bir ses tonuyla söyledi ve benim için sahneden ayrıldı. Arkadaki izleyiceleri sonuç üzerine tartışırken bıraktım ben çıkarken.

Bu filmde anlatılanlar da çoğunluk ama filmde gerçekten mutlu ya da mutsuz sonu gözleriyle görmek isteyenler de çoğunluk. Biz kötü adamın son anda gerçek aşkı anlamasını ve bütün engelleri aşıp sevdiğe kıza kavuşmasını film olarak izlemeye alışmış bir toplumuz. Bu filmlerin gerçekliği değil masalsı yanı alıştırmış bizi kendine. Sonuçta da yorulmadan bir sonuç almak isiyoruz filmden. Filmin sonucu bu babaların bu yemek sofrasında böyle çocuklar yetiştirdiği, o çocukların aynı yemek sofralarında aynı çocukları yetiştireceği, ve o çocukların ...

çoğunluk bunu normal karşıladığı için de bir sonuç bulamayabilir bu filmde, çoğunluğun kendini göremediği bir toplumda bu çok normal değil mi?

10 Mart 2010 Çarşamba

Dizimax Salı 22.00


Şimdi ben kendimi çok merak ediyorum Criminal Minds izlerken görmeyi. Bu kadar kaptırmamın sebebi bir FBI Behavioral Analysis Unit profiler olabilme hayalim olabilir. Salı gecesi criminal minds öncesi NCIS de etkiyi arttırıyo muhtemelen ama ben kopamıyorum bu profiler durumdan.

Televizyonla en gelişmiş ilişkimin bir criminal dizi takipçisi olması ritüellerden sıkılıp puzzle-action içinde olma isteğim olabilir.

Bir de ekibin mimiklerialınmış başı Hotch'u bi kere bile bu dizide gülerken görmemişken, bir zapping sırasında oğluyla balık avlayan neşeli babayı görmek hainlik gibi geldi bana FBI'a

9 Mart 2010 Salı

Ali ile Ramazan ile Ben


Hiç bilmediğin hayatların trajik öyküsü senin yaşadığın şehrin ve zamanın içinde ama hiçbir ortak nokta bulamıyorsun senin hayatının geçmişiyle. Baştan adaletsiz davranılmış insanlara, bunu okurken fark eden okur ne yapabilir ki. Gezdiği sokaklardaki insanların hayatlarının kendisinden bu kadar farklı olma ihtimalini sadece gazetenin 3. sayfasını es geçerek hiçe sayamaz. Bir gün yüzüne vurur.

Öcü gibi korktuğum hayatların başlangıç yazgısı bu kadar insana bağlı değilken kim(i) yargılayabilir(im) sapkınlıktan. Benim hiç bilmediğim hayatları sadece acıyarak atamam bilincimden. İnsanı insana yaklaştırıyor bu kitap “kendi şansından önce minnet duyarak sonra da utanarak”.

Ramazan’ın düştüğü apartman dairesinin bir alt katında yaşayan adamdan daha farklı bakamazsak anlamsız olur bu yalınlık.

8 Mart 2010 Pazartesi

Ben geldim

Vay be bugüne kısmetmiş bir blog açmak, dünya kadınlar günü anlamlı oldu şimdi benim için. Sezen'in yazısı kaldı aklımda bugünden; cumartesi suratıma tokat gibi vuran Yıldırım Türker'in Bahçesi de karışmış yazıya, hangi insan evladının (kutlanası) günü bugün onu bilemedim.

http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&ArticleID=984008&Yazar=YILDIRIM%20TÜRKER&Date=06.03.2010&CategoryID=97