
Çoğunluk ve Sonu
Altın portakal almış olması gidip görülmeli hissi veriyor bana sanki yeni bir nuri bilge ceylan la karşılaşma ihtimali benim için. Bu sektörü sadece medyadan takip ederek kaç filme bu şansı verebilirim ki. Çoğunluk çok güzel bir isim olmuş bu filme. İçindeki her olayı hikayeleştirip hepsinden bir öykü çıkartılıp sonu hep aynı bitecek bir film. Zaten karakterleri tanımlarken hikayeler kendiliğinden yazılabilir çoğunluk için. Sevgi ve ilgi bekleyen anne, en büyük görevi ailesi için para kazanmak olması ve gerisini aklına getirmeyen ve saatlerce konuşsan ikna edemeyeceğin ama kendisini iletişime açık hisseden baskın baba, baba baskısını sonuna kadar hisseden ama kabullenmiş ve deli kanını her defasında ehlileştiren asosyal apolitik erkek çocuk, doğudan gelmiş ve lüks jipiyle onu kuştepedeki evine bırakmaya giden bir erkekle evlilik hayali kurabilen, kurabildiği için de filmin en güçlü karakteri olan sosyoloji okuyan garson kız...
Ben haftaiçi öğle seansında izledim filmi. Sinema salonunu film başlayana kadar boş sanıyordum ki çalan telefonumu sessize almadan rahat konuşurum sandım. Kontrol etmek için baktığımda yaşlı bir çift, yirmili yaşlarında bir genç kız ve yüzünü göremediğim bir bayan hep birikte izliyorduk filmi. Film çok güzel bitti, tam anlamıyla hiç birşey olmamış ve süregelenin devam edeceğini çekirdek ailenin akşam yemeğini yediği sırada olağan birşekilde bitirerek...
Filmin bitmesiyle telefonu çalan ve konuşan gençkız arkadaşına hangi filmde olduğunu filmin adı yerine altın portakal alan film olarak söylemeyi tercih etti. Muhtemelen ben de öyle yapardım. Sonra filmin çok saçma bir şekilde hiç bir sonuca bağlanmadan bittiğini ve nasıl bu ödülü aldığını kendinden gerçekten emin bir ses tonuyla söyledi ve benim için sahneden ayrıldı. Arkadaki izleyiceleri sonuç üzerine tartışırken bıraktım ben çıkarken.
Bu filmde anlatılanlar da çoğunluk ama filmde gerçekten mutlu ya da mutsuz sonu gözleriyle görmek isteyenler de çoğunluk. Biz kötü adamın son anda gerçek aşkı anlamasını ve bütün engelleri aşıp sevdiğe kıza kavuşmasını film olarak izlemeye alışmış bir toplumuz. Bu filmlerin gerçekliği değil masalsı yanı alıştırmış bizi kendine. Sonuçta da yorulmadan bir sonuç almak isiyoruz filmden. Filmin sonucu bu babaların bu yemek sofrasında böyle çocuklar yetiştirdiği, o çocukların aynı yemek sofralarında aynı çocukları yetiştireceği, ve o çocukların ...
çoğunluk bunu normal karşıladığı için de bir sonuç bulamayabilir bu filmde, çoğunluğun kendini göremediği bir toplumda bu çok normal değil mi?
Altın portakal almış olması gidip görülmeli hissi veriyor bana sanki yeni bir nuri bilge ceylan la karşılaşma ihtimali benim için. Bu sektörü sadece medyadan takip ederek kaç filme bu şansı verebilirim ki. Çoğunluk çok güzel bir isim olmuş bu filme. İçindeki her olayı hikayeleştirip hepsinden bir öykü çıkartılıp sonu hep aynı bitecek bir film. Zaten karakterleri tanımlarken hikayeler kendiliğinden yazılabilir çoğunluk için. Sevgi ve ilgi bekleyen anne, en büyük görevi ailesi için para kazanmak olması ve gerisini aklına getirmeyen ve saatlerce konuşsan ikna edemeyeceğin ama kendisini iletişime açık hisseden baskın baba, baba baskısını sonuna kadar hisseden ama kabullenmiş ve deli kanını her defasında ehlileştiren asosyal apolitik erkek çocuk, doğudan gelmiş ve lüks jipiyle onu kuştepedeki evine bırakmaya giden bir erkekle evlilik hayali kurabilen, kurabildiği için de filmin en güçlü karakteri olan sosyoloji okuyan garson kız...
Ben haftaiçi öğle seansında izledim filmi. Sinema salonunu film başlayana kadar boş sanıyordum ki çalan telefonumu sessize almadan rahat konuşurum sandım. Kontrol etmek için baktığımda yaşlı bir çift, yirmili yaşlarında bir genç kız ve yüzünü göremediğim bir bayan hep birikte izliyorduk filmi. Film çok güzel bitti, tam anlamıyla hiç birşey olmamış ve süregelenin devam edeceğini çekirdek ailenin akşam yemeğini yediği sırada olağan birşekilde bitirerek...
Filmin bitmesiyle telefonu çalan ve konuşan gençkız arkadaşına hangi filmde olduğunu filmin adı yerine altın portakal alan film olarak söylemeyi tercih etti. Muhtemelen ben de öyle yapardım. Sonra filmin çok saçma bir şekilde hiç bir sonuca bağlanmadan bittiğini ve nasıl bu ödülü aldığını kendinden gerçekten emin bir ses tonuyla söyledi ve benim için sahneden ayrıldı. Arkadaki izleyiceleri sonuç üzerine tartışırken bıraktım ben çıkarken.
Bu filmde anlatılanlar da çoğunluk ama filmde gerçekten mutlu ya da mutsuz sonu gözleriyle görmek isteyenler de çoğunluk. Biz kötü adamın son anda gerçek aşkı anlamasını ve bütün engelleri aşıp sevdiğe kıza kavuşmasını film olarak izlemeye alışmış bir toplumuz. Bu filmlerin gerçekliği değil masalsı yanı alıştırmış bizi kendine. Sonuçta da yorulmadan bir sonuç almak isiyoruz filmden. Filmin sonucu bu babaların bu yemek sofrasında böyle çocuklar yetiştirdiği, o çocukların aynı yemek sofralarında aynı çocukları yetiştireceği, ve o çocukların ...
çoğunluk bunu normal karşıladığı için de bir sonuç bulamayabilir bu filmde, çoğunluğun kendini göremediği bir toplumda bu çok normal değil mi?

